Yabancı Mahkemelerin Geçici Hukuki Tedbir Kararlarının Tenfiz Sorunsalı
Makaleler 28 Nisan 2026 6 dk okuma

Yabancı Mahkemelerin Geçici Hukuki Tedbir Kararlarının Tenfiz Sorunsalı

1. Giriş

Geçici hukuki korumalar olan ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz, herhangi bir dava sonuçlanmadan önce mağdur olabilecek tarafın hakkının geçici olarak korunmasını amaçlayan yöntemlerdir. Mahkemeler henüz nihai kararlarını vermemişken, taraflardan birinin hakkını fiilen elde etmesini zorlaştıracak ya da imkânsız hâle getirecek riskler ortaya çıkabilir. İşte bu kararlar, yargılama süresince doğabilecek tehlikeleri önlemek ve nihai kararın etkili biçimde uygulanabilmesini güvence altına almak için tesis edilirler. Bu kararlar davayı kesin olarak sonuçlandırmaz; yalnızca geçici bir koruma sağlayan bir tedbir niteliğinde olurlar. Usul hukuku bakımından birer “ara karar” niteliğindedirler ve temel işlevleri, mevcut durumu korumak ve uyuşmazlık konusu hakkın dava sonuna kadar zarar görmesini engellemektir.

Geçici hukuki korumalar sadece birer usul hukuku aracından da öte özellikle sınır ötesi sermaye piyasası araçlarının modern ticaret dünyasında hukuki güvenliğinin de sigortasıdır. Varlıkların dijital hızla yer değiştirebildiği günümüz dünyasında, geçici korumaların etkinliği uyuşmazlığın ekonomik sonucuna doğrudan etki etmektedir Dolayısıyla, bu tedbirlerin uluslararası alanda tanınması, sınır ötesi varlıkların farklı yargı çevrelerinde korunmasında en önemli araçlardandır.

Devletlerin egemenliği ilkesi ve yargı yetkisinin münhasırlığı gereği, yabancı bir mahkeme kararı Türkiye sınırları içerisinde kendiliğinden icra kabiliyeti kazanamaz. Yabancı mahkeme kararlarının Türk hukuk düzeninde sonuç doğurabilmesi için Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (“MÖHUK”) çerçevesinde tanıma veya tenfizin tamamlanması zorunludur. Bu süreçte Türk mahkemeleri, yabancı kararın Türk hukuk düzeni ve kamu düzeni bakımından uygun olup olmadığını denetlerler.

Uygulamada Türk mahkemeleri, yabancı mahkemeler tarafından verilen geçici nitelikteki tedbir kararlarına bilhassa Türk kamu düzenine uygun olup olmadıkları konusunda oldukça temkinli ve sınırlayıcı bir yaklaşım içindedir. Bu durum, özellikle uluslararası ticari uyuşmazlıklarda alacaklıların Türkiye’de bulunan malvarlıklarına hızlı ve etkili biçimde ulaşmasını zorlaştırmakta ve ciddi hak kaybı riskleri doğurabilmektedir.

2. Türk Hukukunda Tanıma ve Tenfizin Genel Rejimi

Yabancı mahkeme kararlarının Türkiye'de hüküm doğurması, lex fori gereği MÖHUK ile düzenlenen şartların hep birlikte mevcudiyetine bağlıdır. MÖHUK m. 50 uyarınca tenfiz talebinin ilk ve en temel ön şartı, kararın uyuşmazlığı nihai olarak çözen, kesinleşmiş bir mahkeme ilamı olmasıdır. Geçici nitelikteki ara kararlar veya kesinleşmemiş hükümler kural olarak bu kapsamda değildirler. Türk mahkemeleri, davanın esasına girme yasağı gereği yabancı kararın maddi hukuk bakımından doğru olup olmadığını incelemez; yalnızca tenfiz şartlarının mevcut olup olmadığını denetler. Dolayısıyla, yabancı mahkemenin hukuki değerlendirmesi kontrol edilmez ve sadece ilgili kararın Türkiye’de icra edilip edilemeyeceği incelenir.

Uygulamada "tenfiz davası" olarak adlandırılsa da tanıma ve tenfiz birer "çekişmesiz yargı işi" olarak nitelendirilirler. Aşağıdaki tablo, MÖHUK çerçevesinde şekillenen ve geçici tedbirlerin önündeki yapısal engelleri somutlaştıran şartları özetlemektedir:

Ön Şartlar (MÖHUK m. 50)

Esas Şartlar (MÖHUK m. 54)

Yabancı bir mahkeme kararı bulunmalıdır.

Türkiye ile kararın verildiği ülke arasında akdi, kanuni veya fiili karşılıklılık olmalıdır.

Karar bir hukuk davasına ilişkin olmalıdır.

Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girilmemiş olmalıdır.

Karar verildiği ülke hukukuna göre kesinleşmiş olmalıdır.

Karar Türk kamu düzenine aykırı olmamalıdır.

Kararın onanmış aslı ve tercümesi sunulmalıdır.

Kararın verildiği ülke yargılamasında savunma hakkına riayet edilmiş ve taraflara usulüne uygun tebligatlar yapılmış olmalıdır.

3. Kesinleşme Bariyeri

Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre, yabancı mahkemeler tarafından verilen tedbir nitelikli geçici veya ara kararların Türkiye’de tenfiz edilmesi mümkün değildir. Yüksek Mahkeme, bu kararların doğası gereği geçici ve değiştirilebilir olduğunu, bu nedenle MÖHUK madde 50uyarınca kesinleşmiş karar niteliği taşımadığı kanaatindedir.

Bu yaklaşımın pratik sonucu yabancı bir mahkemenin verdiği tedbir kararının, Türkiye’de doğrudan icra takibine dayanak yapılamamamasıdır. Başka bir ifadeyle, yabancı karar geçici nitelikteyse Türk icra müdürlükleri nezdinde kendiliğinden uygulanabilirlik kazanamaz.

4. Yabancı Tedbir Kararlarının Delil Olarak Kullanılması

Doğrudan tenfiz imkanıkapalı olsa da yabancı mahkeme kararının Türk hukuk uygulamasında tamamen etkisiz olduğu anlamı daçıkartılmamalıdır. Türk mahkemelerinde açılacak yeni bir ihtiyati haciz veya tedbir talebiyle yabancı mahkemelerin tedbir kararı, yaklaşık ispat aracı olarak kullanılabilmektedir. Bu yöntemle yabancı mahkeme kararındaki hukuki gerekçelere dayanarak yerel bir tedbir kararının verilmesi sağlanabilmektedir.

Lex fori ilkesi gereği ilgili Türk hâkimi, talebi Türk usul hukukuna göre inceleyecekse de yabancı mahkemenin daha önce yaptığı değerlendirme, Türk hâkiminin kanaat oluşturmasını kolaylaştırabilmektedir. Özellikle “haklılığın yaklaşık ispatı” şartı bakımından, yabancı karardaki gerekçeler güçlü bir delil niteliği taşıyabilmekte ve hâkimin uyuşmazlığın esasına girmeden ve kapsamlı bir inceleme yapmadan geçici koruma kararı verebilmesini sağlayabilmektedir.

Sonuç olarak, doğrudan tenfiz edilemeyen bir yabancı mahkemenin tedbir kararı, Türkiye’de yeni bir başvuruya dayanak yapılarak fiilen icra edilebilir bir yerel mahkeme kararına dönüştürülebilmekte ve böylelikle özellikle sınır ötesi alacak veya varlık koruma stratejilerinde pratik ve etkili bir alternatif yol sunmaktadır.

5. Avrupa Birliği,ABD ve Tayland Hukuku Uygulamaları

Uluslararası hukuk sistemlerinde geçici tedbirlerin icrası konusunda farklı yaklaşımlar mevcuttur. Avrupa Birliği’nde Brüksel Ibis Tüzüğü[1] kapsamında, üye devletler arası tedbir kararları herhangi bir tenfiz prosedürü olmaksızın doğrudan tanınıp uygulanabilmektedir. Ancak bu sistemde, tedbirin uygulanacağı ülke ile uyuşmazlık arasında makul bir bağlantı bulunması şartı, AB dışı ülkelerdeki varlıklar için aşılması çok zor bir bariyer teşkil etmektedir.

ABD hukukunda ise federal bir tenfiz kanunu yokluğu nedeniyle nezaket  (comity ) ilkesi belirleyici olmaktadır. New York ve California eyaletleri yabancı tedbirleri doğrudan icra etmezken, Delaware eyalet mahkemeleri ticaret ve şirketler hukuku uyuşmazlıklarında küresel ticari güveni korumak adına yabancı kararlara karşı daha esnek bir yaklaşım sergilemektedirler.

Tayland iç hukukunda mahkemeler ihtiyati tedbir taleplerini incelerken oldukça muhafazakâr davranmakla birlikte, önemli bir sebebin varlığı ve somut olayın şartlarının müdahaleyi zorunlu kılması durumunda tedbire hükmedebilmektedirler. Buna karşılık yabancı bir mahkeme kararı veya tahkim kararının etkin infazını sağlamak amacıyla mahkemeler ihtiyadi tedbir kararı verebilmektedirler. Ancak bunun için kesinleşmiş bir mahkeme veya hakem heyeti kararı ve iç somut olayın şartlarının tedbiri zorunlu kılması gerekmektedir.

AB’deki doğrudan icra rejimi ile ABD, Tayland ve Türkiye’deki tanıma ve tenfiz modelleri arasındaki bu farklılıklar uluslararası uyuşmazlıkların çözümlerinde forum ve hukuk seçiminin ne kadar hayati olduğunu gözler önüne sermektedir.

6. Değerlendirme ve Sonuç

Türk hukuku, yabancı mahkemelerin geçici tedbirleri söz konusu olduğunda "kesinleşme" kriterini dar yorumlayan bir çizgide kalmaya devam etmektedir. Bu katı yaklaşım, AB üyesi olmadığı sürece Türkiye'nin ticari hayat ve modern yargılama hızının gerekleriyle uyuşamamasına yol açmaktadır. Sonuç itibariyle Yargıtay’ın mevcut içtihat rejimi değişmediği sürece, yabancı bir tedbir kararının Türkiye'de doğrudan hayat bulması hukuken mümkün değildir.

Türkiye’nin global ticari dinamiklere uyum sağlaması bakımından Brüksel Ibis Tüzüğü benzeri yabancı mahkeme kararlarını "doğrudan tanıma" imkânı sağlayan bir yasal düzenlemeye ihtiyaç duyulduğu tartışmasızdır. Ancak mevcut durumda yabancı mahkeme kararlarının Türk mahkemeleri karşısında yaklaşık ispat aracı olarak kullanılarak, geçici hukuki koruma kararlarının doğrudan yerel mahkemelerden talep edilmesi mümkün olabilmekteyse de yaşanan zaman kaybı ve en baştan yasal işlemlerin başlatılması zorunluluğu mağduriyetleri arttırmakta ve de hukuki bariyerler nedeniyle ülkenin uluslararası ticaret hacminin büyümesini yavaşlatmaktadır.

 

Efe Kınıkoğlu, Kıdemli Ortak

Ebrar Turan, Kıdemli Avukat

Tan Tümay, Stajyer Avukat


[1] Regulation (EU) No 1215/2012 of the European Parliament and of the Council of 12 December 2012 on jurisdiction and the recognition and enforcement of judgments in civil and commercial matters

EKSP Bülten

En güncel hukuki gelişmelerden haberdar olmak ve yayınlarımızın size ulaşması için bültenimize abone olun.

Paylaş